Neoliberalizmin sonu ne anlama geliyor?

Bugün “neoliberalizm” kavramı kimi tartışmalarda işe yarasa da asıl odağın kapitalizmin kendisi olması gerektiğini yeniden hatırlamak gerekiyor. “Neoliberalizm bitti mi bitmedi mi?” sorusu, kapitalizmin özündeki sınırsız kâr ve büyüme mantığını ve bu mantığın sonuçlarını tartışmanın önüne geçmemeli. Bugünkü ekolojik çöküş, bakım krizleri, şirket kurtarmaları, borç patlaması ve finans balonları; belirli bir “neoliberal” politika setinin ötesinde, kapitalizmin emeği ve doğayı sömürmek için sürekli yeni yollar icat eden yapısal işleyişinin sonuçları olarak görülebilir. Dolayısıyla tartışmayı neoliberalizm başlığına hapsetmektense, kapitalist rekabetin ve kâr baskısının güncel dinamiklerinin bu tahribatı nasıl derinleştirdiğine odaklanmak şart.

Gidişat ve bizi bekleyenler

İkinci senesini doldurmak üzere olan yüksek faiz politikası ne enflasyonu hedeflenen seviyeye indirmekte ne de yeterli dış sermaye çekip ekonominin döviz dengesini sağlamakta başarılı olabildi. Son açıklanan enflasyon verileri, 2025 yıl sonu enflasyon hedefinin TÜİK hesaplarıyla dahi tutmasının artık mümkün olmadığını gösteriyor. Oysa sene başında ücret artışlarının bu hedeflenen enflasyona göre yapılması sağlanmıştı. Orta ve uzun vadede sorunları çözmeye girişecek bir ekonomik program ise ne iktidar ne de muhalefet tarafından ortaya konulabilmiş durumda.

Sona yaklaşırken…

Şimşek “programı”nda sona yaklaşıldığını 10 Ocak’ta nedenleriyle birlikte yazmıştım. 19 Mart sonrası yaşananlarla birlikte “program”ın başarısız olduğu ve raf ömrünü doldurduğu giderek daha fazla iktisatçı tarafından dillendirilmeye başladı.

Prof. Dr. Aziz Konukman’a Armağan: Türkiye Ekonomisinin Serencamı

Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisine entegrasyon biçimlerini sorgulayan, planlı, dengeli ve eşitlikçi bir büyüme perspektifine yönelik politikaların geliştirilmesi ve geniş destek bulması için bir süre daha bekleyecek gibi görünüyoruz. Orta ve uzun vadede dış sermaye girişlerine olan bağımlılık, yüksek ithalat oranları, sanayide düşük verimlilik, düşük teknolojili emek yoğun üretim, tarımsal üretimdeki gerileme, gelir ve varlık eşitsizliği, yoksulluk gibi sorunları ele alan bir politika çerçevesinin ortaya çıkma olasılığı şu an için ufukta görünmemektedir. Türkiye kapitalizminin yapısal sorunlarının bedelini emeğe ödeten mevcut programlara alternatif olarak, yapısal sorunları çözmeye yönelik, emekten yana ve eşitlikçi ekonomi politikalarının tasarlanıp uygulanması mümkündür. Ancak bunun gerçekleşmesi için, bu politikaları talep eden ve destekleyen güçlü bir toplumsal ve siyasal dinamiğin varlığı gerekmektedir. Dolayısıyla, sorun sadece “rasyonalite” veya “liyakat” değil, aynı zamanda politik güç meselesidir

Cari açıkta dengelenme ya da yabancının getirdiği döviz nereye gidiyor?

2024’ün ilk 9 ayında yurtiçinde yerleşikler mevduat, portföy yatırımı ve doğrudan yatırım kanallarından 29,8 milyar dolar yurtdışına çıkarmış. Yani Şimşek’in yüksek faizler ve çeşitli taahhütlerle ülkeye çektiği dövizin yarıdan fazlası Türkiye’den sermaye çıkışını finanse etmiş. 2024'ün ilk 9 ayında yurtdışına yaklaşık 21.5 milyar dolar kâr payı ve faiz ödemesi yapılmış. Aynı dönemde Türkiye'ye giren toplam dış sermaye 51.8 milyar dolar. Yani ülkeye giren yabancı sermayenin yaklaşık yüzde 40'ını kâr payı ve faiz ödemesi olarak geri vermişiz!

Enflasyon meselesi üzerine birkaç not – 1

TÜİK enflasyonu

“İrrasyonel” politikalar enflasyonu azdırarak reel ücretleri baskılarken “rasyonel” politikalar dezenflasyonu bahane ederek reel ücretleri baskılamaya çalışıyor.  Kısacası, ücretlerde geçmiş enflasyon kadar artış yapılmaması çabası, Şimşek politikalarının da ücretleri bastırma konusunda Nebati politikalarıyla bir süreklilik içerisinde bulunduğunu yeniden gösteriyor.

“Kamuda tasarruf”un arkasında yatan gerçek

Yüksek faiz, ücretlerin baskılanması ve kamu harcamalarının azaltılması politikalarını enflasyonun düşürülmesi adına savunan iktisatçıların bir düşünce tembelliği içerisinde olduğu söylenebilir. Ancak mesele bununla sınırlı da değil. Çünkü bu politikaların hem ideolojik bir yanı hem de değer üretimi ve bölüşümü ilişkilerine doğrudan ve dolaylı müdahale eden yanları mevcut.   Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, karşı karşıya bulunduğumuz program, nihayetinde, ülke kaynaklarının bir avuç finansal spekülatöre aktarılması ve ülkenin ücretli çalışanlar ve emekliler için bir cehenneme çevrilmesi programıdır.