Krizi anlamak için notlar (3): Dış borç

2000’li yılların 1990’lı yıllardan en büyük farklarından birisi de özel sektörün daha önce görülmemiş biçimde dış borçluluğunu arttırması olmuştur. Bunun arkasında yatan ana neden, 2008 sonrası dünyadaki faiz oranlarının çok düşük seviyelere gelmesi ve Türkiye’deki işletmelerin de bu ucuz faizden yararlanma istekleridir.

  1. 2017 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam dış borcu 450 milyar doları geçmiştir. Kurdaki kaybı da dikkate aldığımızda bu milli gelirin yüzde 50’sinden daha fazla bir orana tekabül etmektedir.
toplam dıs borc
Kaynak: TCMB EVDS
  1. Bu borcun yaklaşık 136 milyar doları kamuya, 320 milyar dolara yakın kısmı ise özel sektöre aittir.
kamu dıs borc
Kaynak: TCMB EVDS
  1. Özel sektöre ait borcun ise hemen hemen yarısı finansal sektöre diğer yarısı da reel sektöre aittir. Bu işletmelerin içerisinde ihracatçı olanların döviz cinsinden gelirleri olduğu için borç ödemede çok büyük güçlüklerle karşılaşmayacaklarını varsayabiliriz ancak 2009’da yapılan bir yasa değişikliği ile döviz cinsinden geliri olmayan işletmelerin de döviz üzerinden borçlanabilmeleri sağlandığı için durum tehlikelidir.
bankalar dıs borc
Kaynak: TCMB EVDS
reel dıs borc
Kaynak: TCMB EVDS
  1. Her ne kadar dış borcun ağırlıklı bir kısmı özel sektöre ait olsa da en son 2008 ABD finansal krizi olmak üzere birçok finansal krizde gördüğümüz gibi özel sektörün ödeyemediği borçları çoğunlukla kamu üstlenmek zorunda kalmaktadır. Benzer bir şeyin Türkiye’de gerçekleşmesi durumunda IMF’nin kurtarıcılığına mahkum bir ekonomide ciddi bir kemer sıkma programının da devreye girmesi beklenebilir.
  2. 2017 sonu itibariyle toplam dış borcun 120 milyar dolara yakını kısa vadeli, yani bir sene içerisinde geri ödenmesi yahut yeniden borçlanılarak finanse edilmesi gerekli borçlardan oluşmaktadır. Türkiye ekonomisinin kırılganlığını arttıran en önemli unsurların başında da kısa vadeli borç stoğunun büyüklüğü gelmektedir.
kısa vade
Kaynak: TCMB EVDS

Kısacası, Türkiye’de tüm kesimler, (kamu sektörü, bankalar, banka dışı finansal işletmeler ve reel sektördeki işletmeler) 2002’den bu yana artarak yurtdışından borçlanmışlardır. Küresel likidite bolluğunun başladığı 2009’dan itibaren dış borçlanma daha da hızlanarak rekor düzeylere gelmiştir. 2002 sonrası büyümeyi sağlayan bu dış kaynak girişi bir yandan ekonomiyi kırılganlaştırırken bir yandan da dış sermaye girişlerine olan bağımlılığı arttırmıştır.