Özgür Orhangazi
18 Nisan 2026
IMF’nin düzenli olarak yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporunun Nisan 2026 sayısının başlığı “Savaşın Gölgesinde Küresel Ekonomi.” ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş, başta petrol ve petrol ürünleri fiyatlarındaki artış ve arz kesintileri olmak üzere birçok kanaldan risk ve belirsizlikleri artırırken dünya ekonomisindeki stagflasyon eğilimini de güçlendirdi. IMF ise adeta bir de savaşın faydalarına bakalım dercesine, raporun ikinci bölümünü artan savaşların ve silah harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki muhtemel olumlu etkilerine ayırmış. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra dünyada askeri harcamalarda bir süreliğine bir düşüş eğilimi görülmüştü. Ama bu dönem çok uzun sürmedi ve 2010’lardan itibaren silahlı çatışmaların sayısı arttı, silahlanma yarışı yeniden hız kazandı. Raporun sunduğu verilere göre, yalnızca 2020-24 arasında ülkelerin yaklaşık yarısı savunma bütçelerini artırmış. Savunmaya ayrılan pay birçok ülkede GSYH’nin yüzde 2’sini aşmış bulunuyor.
Bunun sanayi cephesindeki karşılığını SIPRI (Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü) verileri açık biçimde gösteriyor. En büyük 100 silah üreticisinin toplam satışları son yirmi yılda oldukça hızlı artarak 2024 sonunda 679 milyar dolara ulaşmış. Bu şirketlerin büyük kısmı, tahmin edileceği üzere, ABD ve Avrupa’da yer alıyor. Toplam silah satışlarının yaklaşık yüzde 50’si ABD’li, yüzde 22’si Avrupalı (Birleşik Krallık dahil) ve yüzde 12’si Çinli şirketlere ait.
SIPRI’nin tahminlerine göre dünyadaki toplam askeri harcamalar 2,7 trilyon dolara ulaşmış durumda. Mevcut artış eğiliminin devam etmesiyle bu miktarın 2035’te 4,7 ila 6,6 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Bu ise Soğuk Savaş sonundaki seviyenin yaklaşık beş katı demek. En yüksek harcamayı yapan ülke elbette açık ara ABD (895 milyar dolar). Onu Çin (267 milyar dolar) ve Rusya (126 milyar dolar) izliyor. Aynı tahminlere göre, Pakistan, Hindistan, Japonya ve Almanya geçtiğimiz sene silahlanma harcamalarının en hızlı arttığı yerlerin başında geliyor.
IMF raporu, askeri harcamalardaki bu yükselişin ekonomiye olumlu bir talep şoku olarak yansıyacağını, bunun da hem kısa vadede büyümeyi destekleyebileceğini hem de orta vadede sermaye birikimi ve verimlilik artışı üzerinden ekonomiye katkı sunabileceğini ileri sürüyor. Normalde kamu yatırımlarına son derece mesafeli duran IMF, silahlanma alanında kamu yatırımlarının önemli olduğunu ve kamu öncülüğünde bütünleşmiş bir askeri ekipman üretim piyasasının oluşturulmasının uzun dönemde verimlilik artışlarını destekleyeceğini savunuyor.
Aslında silahlanma ve savaşların ekonomik etkileri iktisat literatüründe “askeri Keynesçilik” olarak bilinen yaklaşım etrafında hayli incelenmiş ve tartışılmış durumda. Askeri Keynesçilik, en basit tanımıyla, devletin askeri harcamaları artırarak toplam talebi canlandırması, üretim ve istihdamı desteklemesi ve böylelikle ekonomik durgunluk eğilimlerini sınırlandırmasını tarif ediyor. Savunma harcamaları artırıldığında devlet doğrudan talep yaratır: Silah şirketleri sipariş alır, alt yükleniciler devreye girer, metalden elektroniğe, yazılımdan lojistiğe kadar geniş bir tedarik zinciri hareketlenir. Özel sektör yatırımlarının yavaşladığı, kapasite kullanım oranlarının düştüğü ve büyümenin zayıfladığı dönemlerde devletin bu alandaki harcamaları ekonomik büyümeyi canlandırır.
Askeri Ar-Ge harcamalarının teknolojik yenilikleri teşvik edebileceği, bu yeniliklerin bir bölümünün zamanla sivil alanlara sızabileceği de sıkça ileri sürülür. Jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bir dünyada silah sanayiinin stratejik sektörleri beslediği, ihracat olanakları yarattığı ve sermaye birikimine yeni alanlar açtığı da bu yaklaşımın temel iddiaları arasındadır. Gerçekte ise silah sanayiindeki devasa teknolojik birikim, Lockheed Martin veya Rheinmetall gibi silah üreticisi tekellerin elinde bilginin de tekelleşmesini derinleştirmekte ve sivil sektördeki inovasyonun sınırlarını dahi bu şirketlerin kâr stratejilerine ve patent duvarlarına mahkûm etmektedir.
Burada şunu da belirtmek lazım ki askeri Keynesçilik yaklaşımı, Keynes’in kendisine ait olmayıp Keynesçi talep yönetiminin militarize edilmiş bir uyarlamasıdır. Kamu kaynaklarının silahlanmaya aktarılması ya kamu borcunun artması ya da başka harcama kalemlerinden, çoğunlukla da eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve benzerlerinden, kesinti yapılması anlamına gelir. Buna ek olarak bu alandaki üretimin yüksek teknolojiye ve ithal girdilere bağımlı olduğu ekonomilerde dış açık, döviz ihtiyacı ve enflasyon baskısı gibi sorunları daha da ağırlaştırır.
Elbette IMF raporu da benzer riskleri not edip silahlanmaya ayrılan bütçelerden ötürü sosyal harcamalarda yapılacak kesintilerin toplumsal memnuniyetsizliği ve huzursuzluğu artırma ihtimalinden bahsediyor olsa da savaş ekonomisinin toplumsal faturasını tartışmanın eşiğine gelip orada duruyor. Genel çerçeve açık: savaş ve silahlanma ekonomisi bir yıkım mekanizması olarak değil, büyüme üretebilen bir talep motoru olarak tartışılıyor.
Kamunun sağlık, eğitim, sosyal konut, bakım hizmetleri ya da doğrudan kamu istihdamı için yapabileceği harcamalar genellikle “israf,” “verimsizlik,” “bütçe disiplininden sapma,” “popülizm,” ya da “piyasaya müdahale” olarak olumsuzlanırken, söz konusu askeri harcamalar olduğunda bu yaklaşım hemen rafa kaldırılıyor.
Nitekim kapitalizmin uzun vadeli istikrarı için geniş ölçekli kamu yatırımlarını elzem gören Keynes de bir yazısında “anlaşılan o ki, kapitalist bir demokraside, benim tezimi kanıtlayacak büyük ölçekli denemeleri mümkün kılacak düzeyde bir harcamayı organize etmek, savaş koşulları dışında, siyasal olarak imkânsız” vurgusunu yapıyordu.
Bunun en önemli nedeniyse şu: Sosyal harcamalar çalışanların yaşam koşullarını iyileştirir, kamusal hakları genişletir ve toplumsal eşitlik talebini güçlendirir. Oysa askeri harcamalar, çalışanların pazarlık gücünü doğrudan artırmadan, sosyal hakları genişletmeden, gelir dağılımını düzeltmeden ekonomide toplam talebi artırabilir. Savunma bütçelerindeki artış, başta silah sanayi olmak üzere genel olarak sermayeye yeni kâr alanları yaratır. Bu yüzden bu sistem içerisinde askeri harcamaların meşrulaştırılmasının, diğer kamu harcamalarına kıyasla çok daha kolay olduğunu; başka alanlarda tehlikeli bulunan kamu harcamalarının, askeri alanda neredeyse kutsal bir statü kazandığını bu raporda da görüyoruz.