Kısacası, belirsizliklerin giderek artacağa bir dünyaya doğru ilerliyoruz. Trump yönetiminin ayrıntıları enine boyuna düşünülmüş bir programla ilerlemediği açık. Ancak, kural temelli dünya düzenini güç, hiyerarşi ve egemenliğin keyfi olarak kullanılacağı bir sisteme dönüştürmek ABD’nin uzun vadede egemenliğini korumak için gerekli görülüyor.
Neoliberalizmin sonu ne anlama geliyor?
Bugün “neoliberalizm” kavramı kimi tartışmalarda işe yarasa da asıl odağın kapitalizmin kendisi olması gerektiğini yeniden hatırlamak gerekiyor. “Neoliberalizm bitti mi bitmedi mi?” sorusu, kapitalizmin özündeki sınırsız kâr ve büyüme mantığını ve bu mantığın sonuçlarını tartışmanın önüne geçmemeli. Bugünkü ekolojik çöküş, bakım krizleri, şirket kurtarmaları, borç patlaması ve finans balonları; belirli bir “neoliberal” politika setinin ötesinde, kapitalizmin emeği ve doğayı sömürmek için sürekli yeni yollar icat eden yapısal işleyişinin sonuçları olarak görülebilir. Dolayısıyla tartışmayı neoliberalizm başlığına hapsetmektense, kapitalist rekabetin ve kâr baskısının güncel dinamiklerinin bu tahribatı nasıl derinleştirdiğine odaklanmak şart.
Dış sermayeye yapılan ödemeler rekor kırıyor
Ekonomideki yapısal dengesizlikleri çözmeden, sadece yüksek faiz ile spekülatif finansal sermayeyi çekme politikasının sonucu, dış sermayeye yapılan ödemelerin rekor seviyelere çıkması olmuştur.
Gidişat ve bizi bekleyenler
İkinci senesini doldurmak üzere olan yüksek faiz politikası ne enflasyonu hedeflenen seviyeye indirmekte ne de yeterli dış sermaye çekip ekonominin döviz dengesini sağlamakta başarılı olabildi. Son açıklanan enflasyon verileri, 2025 yıl sonu enflasyon hedefinin TÜİK hesaplarıyla dahi tutmasının artık mümkün olmadığını gösteriyor. Oysa sene başında ücret artışlarının bu hedeflenen enflasyona göre yapılması sağlanmıştı. Orta ve uzun vadede sorunları çözmeye girişecek bir ekonomik program ise ne iktidar ne de muhalefet tarafından ortaya konulabilmiş durumda.
Reel sektörün döviz açığı
Şimşek “programı” mevduat dolarizasyonunu aşağı çekmekle övünedursun borç dolarizasyonunu hızlandırmış. Borç dolarizasyonu, mevduat dolarizasyonundan daha tehlikelidir. Kur dalgalanmaları ya da ihracat gibi döviz kazandırıcı faaliyetlerde beklenmedik bir daralma, şirketlerde bilanço uyumsuzluğuna yol açabileceği gibi bu döviz cinsi kredileri sağlayan bankaları da zor durumda bırakabilir. Dolayısıyla hem reel sektörün hem bankacılık sektörünün risklerini ve döviz kuru şokları karşısında kırılganlığını artırır. Ülkeye döviz çekmek amacıyla uygulanan yüksek faiz politikası, çok kısa vadeli spekülatif sermaye girişlerine yol açsa da dış sermaye girişleri yetersiz kaldı, enflasyonda hedeflenen düşüş elde edilemedi ve faiz oranları da 19 Mart sonrası yeniden yükseltilmek zorunda kalındı. Bu veriler, Şimşek “programı”nın sadece enflasyonu düşürmekte başarısız olmakla kalmayıp aynı zamanda ekonomideki kırılganlıkları artırdığını da gösteriyor.
Sona yaklaşırken…
Şimşek “programı”nda sona yaklaşıldığını 10 Ocak’ta nedenleriyle birlikte yazmıştım. 19 Mart sonrası yaşananlarla birlikte “program”ın başarısız olduğu ve raf ömrünü doldurduğu giderek daha fazla iktisatçı tarafından dillendirilmeye başladı.
Faiz artışı işe yarayacak mı?
Bu faiz kararı özellikle yurtiçi yerleşiklerden gelen döviz talebini bir süre kısabilse bile ekonomik durgunluk yayılacak, ödenemeyen krediler, iflaslar ve işsizlik artacak. Bunca maliyete karşı enflasyonda kayda değer bir düşüş beklemek için de ortada bir neden görünmüyor.
Trump ne yapmaya çalışıyor?
"Though this be madness, yet there is method in't.” Bu deliliğin arkasında bir yöntem var mı? Trump yönetiminin ana hattı, dünyada genel olarak ABD sermayesinin çıkarlarını ve teknolojik üstünlüğü korumaya çalışmak ve içeride ABD sanayisini güçlendirirken bölüşüm çubuğunu daha fazla sermaye lehine bükmek olarak beliriyor. Gidişat bu yönde devam ederse, dünya ekonomisini kısa vadede ekonomik büyümede bir yavaşlama ve enflasyonda bir artış bekliyor. Uluslararası finansal sistemdeki dolar hegemonyasına ne olacağı ile küresel üretim zincirlerinin nasıl dönüşebileceği konuları ise ayrı bir tartışmanın konusu.
Ekonomide yeni rota (mı?)
Son gelişmeler gösterdi ki Şimşek programıyla da az gittik uz gittik ve dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. Şunu akılda tutmak gerekir ki henüz çok sert bir yabancı çıkışı ve yerellerden çok güçlü bir döviz talebi görmedik. Uzun tatil sonrası gelişmelerin ne yönde seyredeceği bir yandan ekonomi yönetiminin devreye soktuğu tedbirlerin ne kadar işe yarayacağına bağlıyken ekonomi yönetiminin hangi rotaya yöneleceğini de bu gelişmeler belirleyecek. Her halükarda ekonomiyi kısa vadede daha yüksek enflasyon, beklenenden daha yüksek faiz, daha düşük büyüme ve daha fazla ödenemeyen borç riski bekliyor olacak.
“Rasyonel” politikalar sermaye kaçışını hızlandırıyor mu?
Türkiye ekonomisi finansal olarak da dünya ekonomisiyle tam entegre olmuş durumda. Bu da ülkedeki zengin ve varlıklı kesimlerin ellerindeki sermayenin bir kısmını kolaylıkla yurtdışı yatırımları için kullanmaları sonucunu veriyor. Son dönemde özellikle yurtdışı borsalara ve kripto varlıklara yatırımın kolaylaşmasının da bunda etkisi olduğu düşünülebilir. 2000 sonrası döneme bir bütün olarak baktığımız zaman her 100 dolarlık dış sermaye girişine karşı yurtiçinde yerleşiklerin ortalama 26 doları yurtdışına çıkardığını görüyoruz. 2014-2024 arasında ise ülkeye giren her 100 dolarlık dış sermaye yatırımına karşılık ortalama 44 dolarlık bir çıkış var.
Şimşek “programı”nda sona doğru (mu?)
Şimşek "programı" başarılı mı başarısız mı? Şimşek "programı"nda sona yaklaşıyor muyuz? 2001 ile bugün arasındaki benzerlikle ve farklılıklar neler?
Sefalet ya da Sefalet: Sermayenin Asgari Ücret Programı
Sermaye cephesi güçlü, birleşik ve kararlı. Bu cephe, önüne geleni, emekçiyi, emekliyi, küçük çiftçiyi, doğayı, çevreyi, yeraltı ve yerüstü tüm zenginlikleri yutmakta kararlı.
Prof. Dr. Aziz Konukman’a Armağan: Türkiye Ekonomisinin Serencamı
Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisine entegrasyon biçimlerini sorgulayan, planlı, dengeli ve eşitlikçi bir büyüme perspektifine yönelik politikaların geliştirilmesi ve geniş destek bulması için bir süre daha bekleyecek gibi görünüyoruz. Orta ve uzun vadede dış sermaye girişlerine olan bağımlılık, yüksek ithalat oranları, sanayide düşük verimlilik, düşük teknolojili emek yoğun üretim, tarımsal üretimdeki gerileme, gelir ve varlık eşitsizliği, yoksulluk gibi sorunları ele alan bir politika çerçevesinin ortaya çıkma olasılığı şu an için ufukta görünmemektedir. Türkiye kapitalizminin yapısal sorunlarının bedelini emeğe ödeten mevcut programlara alternatif olarak, yapısal sorunları çözmeye yönelik, emekten yana ve eşitlikçi ekonomi politikalarının tasarlanıp uygulanması mümkündür. Ancak bunun gerçekleşmesi için, bu politikaları talep eden ve destekleyen güçlü bir toplumsal ve siyasal dinamiğin varlığı gerekmektedir. Dolayısıyla, sorun sadece “rasyonalite” veya “liyakat” değil, aynı zamanda politik güç meselesidir
Cari açıkta dengelenme ya da yabancının getirdiği döviz nereye gidiyor?
2024’ün ilk 9 ayında yurtiçinde yerleşikler mevduat, portföy yatırımı ve doğrudan yatırım kanallarından 29,8 milyar dolar yurtdışına çıkarmış. Yani Şimşek’in yüksek faizler ve çeşitli taahhütlerle ülkeye çektiği dövizin yarıdan fazlası Türkiye’den sermaye çıkışını finanse etmiş. 2024'ün ilk 9 ayında yurtdışına yaklaşık 21.5 milyar dolar kâr payı ve faiz ödemesi yapılmış. Aynı dönemde Türkiye'ye giren toplam dış sermaye 51.8 milyar dolar. Yani ülkeye giren yabancı sermayenin yaklaşık yüzde 40'ını kâr payı ve faiz ödemesi olarak geri vermişiz!
Enflasyon meselesi üzerine birkaç not – 2
Türkiye’de genel ücret seviyesi de geniş kitlelerin alım gücü de halihazırda hayli düşürülmüş durumda. Şimşek’in dezenflasyon programı ise çalışanlara 2025’te sadece beklenen enflasyon kadar ücret artışı yapılmasını savunarak bir anlamda “reel gelirlerinizde yaşanan düşüşün kalıcı olmasını kabul edin, bu enflasyon meselesi sulh içerisinde çözülsün” demeye getiriyor.
Enflasyon meselesi üzerine birkaç not – 1
“İrrasyonel” politikalar enflasyonu azdırarak reel ücretleri baskılarken “rasyonel” politikalar dezenflasyonu bahane ederek reel ücretleri baskılamaya çalışıyor. Kısacası, ücretlerde geçmiş enflasyon kadar artış yapılmaması çabası, Şimşek politikalarının da ücretleri bastırma konusunda Nebati politikalarıyla bir süreklilik içerisinde bulunduğunu yeniden gösteriyor.
Türkiye ekonomisinin havuz problemi *
Havuzun deliklerini kapamadan daha fazla su doldurmaya çalışmak ne geçmişte işe yaradı ne de şimdi yarayacak. Evet, akan su bollaştığında geçici rahatlama ve refah dönemleri yaşanıyor olsa da bunu su kaçıran deliklerin genişlemesi ve su akışının yavaşlaması izliyor.
“Kamuda tasarruf”un arkasında yatan gerçek
Yüksek faiz, ücretlerin baskılanması ve kamu harcamalarının azaltılması politikalarını enflasyonun düşürülmesi adına savunan iktisatçıların bir düşünce tembelliği içerisinde olduğu söylenebilir. Ancak mesele bununla sınırlı da değil. Çünkü bu politikaların hem ideolojik bir yanı hem de değer üretimi ve bölüşümü ilişkilerine doğrudan ve dolaylı müdahale eden yanları mevcut. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, karşı karşıya bulunduğumuz program, nihayetinde, ülke kaynaklarının bir avuç finansal spekülatöre aktarılması ve ülkenin ücretli çalışanlar ve emekliler için bir cehenneme çevrilmesi programıdır.
184 milyar dolar nerede?
Son 3 senede Türkiye’ye toplam 184 milyar dolarlık bir döviz girişi Ödemeler Dengesi istatistiklerinden takip edilebiliyor. Peki bu 184 milyar dolar nereye gitti?
Sermayenin saldırısı altında emek
Emeğe yönelik süregiden kapsamlı saldırı, maalesef, ana muhalefet partisi tarafından “rasyonel” politikalar olarak sahiplenilmekte. Öte yandan, ne onlarca parçaya bölünmüş ve birbiriyle yarışan sosyalist sol ne de iyiden iyiye işçilerin çıkarlarından uzaklaşmış bürokratik sendikalar bir direniş hattı örmeyi gündemlerine almış durumda. Ücretlerin baskılanmaya devam ettiği, işsizliğin arttığı, tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yerli ve uluslararası sermayenin sınırsız kullanımına sunulduğu, buna karşın çalışanların güçlü bir örgütlenme ve mücadele sergileyemediği şartlarda geniş kesimlerin durumu kötüleşmeye devam edecek, boş bırakılan siyasi alan göçmen karşıtı retorikle aşırı sağ unsurlar tarafından doldurulacak, iktidar ve sermayenin sınır tanımaz saldırısı ağırlaşacaktır.
Şimşek “programı”nın aritmetiği
Şimşek “programı” çok değişkenli bir denklemde bir iki değişken üzerine odaklanarak dengeyi sağlamaya çalışan bir programdır. Bu hem yurtiçi hem uluslararası finansın tercihidir ve zaten mevcut Türkiye kapitalizminin kısa vadede uygulayabileceği çerçeve bununla sınırlıdır. Bunun nedeni de Türkiye kapitalizminin var olan üretim biçimi, verimlilik seviyesi ve uluslararası sisteme entegrasyonu itibariyle net döviz kazanamıyor olmasıdır. Ülkeye giren döviz çıkanın altındadır ve bu açık sürekli olarak dış sermayeye yüksek kâr fırsatları sunarak geçici olarak kapatılmaya çalışılmaktadır.
Şimşek “programı” -2
Şimşek "programı"nın ikinci hedefi son dönemde yaşanan bölüşüm şokunun sonuçlarını, yani Nebati programıyla ücretlerde yaşanan reel gerilemeyi kalıcı kılmak
Şimşek “programı” -1
Şimşek hemen her konuşmasında “uyguladığımız program” ifadesini kullanıyor olsa da ortada somut, araçları, hedefleri, mekanizmaları ve yol haritası belli herhangi bir enflasyonla mücadele programı mevcut değil
Sermayenin iki programı
2021’in ikinci yarısından itibaren uygulamaya konulan düşük faiz politikası ya “irrasyonel” olarak nitelendirildi ya da iktidar ve sermaye çevreleri içerisindeki bazı grupların iç gerilim ve rekabetlerinin bir yansıması olarak değerlendirildi. Halbuki, bir bütün olarak bakıldığında, bu politika çerçevesinin emeğe karşı topyekûn bir saldırıyla sermayenin karlılığını artırmayı hedeflediği ve başarılı olduğu açıktır.
Seçimler ve ekonomi- 2:
Herkes döviz kuru, faiz politikasının yanlışlığı, KKM’ye ne olacağını vs. konuşuyor. Peki ücretler? Peki istihdam? Enflasyonu düşürünce ücretler artmayacak, reel gelir kayıpları ortadan kalkmayacak, yüzde 10’larda seyreden işsizlik azalmayacak. Ekonomik gidişata dair biriken toplumsal tepki ezbere bir istikrar programı ve belki bunu destekleyecek bir miktar sosyal yardımlarla çözülüp yatıştırılabilecek seviyeyi çoktan geçmiş durumda. Geniş kitlelerin talep ve ihtiyaçlarını gözetecek politikalar üretilmesi gerekiyor.
Seçimler ve ekonomi- 1:
Özetlemek gerekirse, seçim sonuçları nasıl olursa olsun oldukça fazla bilinmeyenin olduğu bir denklemle karşı karşıyayız. Son yıllarda Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları ile yüzleşmek yerine krizden kaçınmak için el yordamıyla yapılan müdahaleler işi iyice içinden çıkılmaz bir hale getirmiş durumda. Ancak şurası açık ki kısa vadede ekonominin faiz-döviz kıskacından kolaylıkla çıkması mümkün görünmüyor. Kısa vadede istikrarı sağlamak ve enflasyonu düşürmek üzere yüksek faiz oranlarına geçilmesi mucizevi sonuçlar getirmeyeceği gibi birtakım riskler de barındırıyor.
Deprem, devlet, sermaye — 2
Türkiye kapitalizminin piyasacı mantığı, bizi getirebileceği yere getirdi. Rant ve kâr maksimizasyonu ile sonuç bu. Artık köhnemiş, eskimiş, vakti dolmuş piyasacı ekonomik düşünceleri bir kenara bırakmak gerekiyor. Her şeyi piyasaya, kamusal olarak sağlanması gerekenleri de “hayırsever”lerin insafına bırakmakla gelebildiğimiz yer ancak burası. Liyakatin ve uzmanlığın göz ardı edilmiş olması, siyasi sistemin aşırı merkezi hale getirilmiş olması, içinde bulunduğumuz durumun ardında yatan çok önemli nedenlerdir. Ancak sermayenin doğasını ve kamusalın yavaş yavaş ve inatla ortadan kaldırılmasını gündem yapmadığımız sürece sadece bu nedenlere odaklanarak Türkiye’nin politik ekonomisini anlayabileceğimizi düşünmüyorum
Katliamın politik ekonomisi: Deprem, devlet, sermaye
Kelimenin tam anlamıyla hayatımızın doğru düzgün bir kamuya ve doğru düzgün bir planlamaya bağlı olduğunu gördük. Kamunun planlama gücü zayıflatıldığında geriye kalanın güvenlikçi politikalar dışında koordine olamayan bir devlet olduğunu gördük.
“Türkiye modeli” ile nereye kadar? Büyüme verileri üzerine birkaç gözlem
Ekonomideki durgunluk eğiliminin devam etmesi ilk risk olarak karşımıza çıkıyor. Döviz kurunun baskılanıyor olması, içeride enflasyonu yavaşlatıcı bir etki sağlasa da ihracatçılar açısından işleri zorlaştırdığı görülüyor. Kurun baskılanması her ne kadar enflasyonu bir miktar kontrol altına alıp yatırımların devam etmesini sağlıyor olsa da aynı zamanda döviz ihtiyacını yükselterek kırılganlığı artırıyor. İkinci olasılık ise döviz kurunun baskılanması enflasyonu yavaşlatıcı bir etki sağlasa da ihracatçılar açısından işleri zorlaştırdığı için bir noktada kurun yukarı gitmesine izin vermek olacaktır. Bu ise yeni bir kur şoku ve ardından yeniden hızlanan enflasyon olarak yansıyacaktır.
ABD’de enflasyon ve Fed’in faiz artırımları- II
Tüm bu riskler karşısında Fed’in faiz artışlarına ne kadar devam edebileceği tartışmalı. Nitekim geçtiğimiz hafta yapılan açıklamalarda Fed her ne kadar faiz artışlarına devam edeceğini açıklasa da son toplantı tutanaklarına göre faiz artışlarının hızını yavaşlatmayı gündeme almış durumda. Yine de önümüzdeki dönem dünya ekonomisi için halen oldukça tehlikeli bir görünüm sunmaya devam ediyor.


























