Otoriterleşmenin politik ekonomisi

2023 seçimlerinin ardından Şimşek yönetiminde uygulamaya konulan yüksek faiz politikasının gerekçesi enflasyonu düşürmek olarak sunulmuştu. Haziran 2023’te yüzde 38 olan TÜİK enflasyon oranı, son açıklanan verilere göre Ekim ayında yüzde 33 olarak gerçekleşti. Böylelikle sadece 2025 enflasyon hedefinin tutmayacağı değil aynı zamanda 2026 hedefine ulaşmanın da pek mümkün olmadığı açık bir biçimde görülüyor. Haziran 2023’ten bugüne Şimşek dönemine bir bütün olarak baktığımızda, TÜİK’in açıkladığı tüketici fiyat endeksinin 1346’dan 3442’ye yükseldiğini görüyoruz. Bu, resmi istatistiklere göre ortalama tüketici fiyatlarının 2,5 kattan fazla arttığını gösteriyor.

Trump-Xi zirvesinin ardından

Trump öncesi ABD yönetimlerinin Çin’le kurduğu ilişki daha iyimser ve liberal bir çerçeveye dayanıyordu. Bu yaklaşıma göre, serbest ticaret ile birlikte sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi Çin’in dünya ekonomisine entegrasyonunu artıracak ve daha liberal bir ekonomik düzene geçişi hızlandıracaktı. Bu da nihayetinde Çin’de “demokratikleşmeyi” teşvik edecekti. Fakat Çin bir yandan ekonomik gücünü artırıp ileri teknoloji alanlarında dahi ABD’yle rekabete girebilir hale gelirken bir yandan da Xi yönetimi altında siyasal sistemini kuvvetlendirmeye girişti. Böylelikle liberal yaklaşım geçerliliğini büyük oranda yitirdi ve Biden döneminde devreye sokulan sermaye ve teknoloji kısıtlamaları, hibeler, sübvansiyonlar, vergi indirimleri ve eğitim programlarıyla kritik görülen sanayi sektörlerinin ABD’ye dönmesi teşvik edilmeye çalışıldı. Trump yönetimi ise çok daha müdahaleci ve devletçi bir yaklaşım benimsiyor.

ABD devlet kapitalizmine mi geçiyor?

Önümüzdeki dönemde, dünya ekonomi ve siyasetinin ana belirleyeni ABD’nin “devlet kapitalizmi” tartışmalarını tetikleyen uygulamalarıyla Çin’le artan tekelci rekabetin dinamikleri olacak. Bu nedenle neoliberalizme dair ezberleri bir yana bırakıp olan bitenin politik ekonomisini sermaye birikimi ve güç ilişkileri ekseninde anlamaya çalışmakta fayda var. 

Birikim, rant ve tekno-faşizm

Bu gidişatın kaçınılmaz sonucu, emeğin, doğanın ve toplumun sistematik biçimde tahribi ve siyasal ve her alanda zor aygıtlarının güçlenmesi olacaktır. Siyasal, toplumsal ve ekolojik istikrarsızlık koşullarında tekelleri pekiştirmek ve toplumsal düzeni sürdürmek için otoriter yönetim biçimlerinin yükselişi şaşırtıcı değildir. Bu süreçte kapitalizm, ortak varlıkların tekelleştirilmesi ve gaspı üzerine kurulu hiyerarşik bir düzen ortaya çıkarıyor. Düzeni korumak için otoriterliğe artan bağımlılık, bir anlamda kapitalizmin yapısal kırılganlıklarının da göstergesidir. Bu kırılganlıkların nasıl evrileceği ve sistem karşıtı hareketlerin nasıl şekilleneceği ise belirsizliğini korumaktadır. 

Veri, güç ve sermaye

Kısacası, bugün dijital tekellerin yarattığı önemli dönüşümler, kapitalizmin sona erdiğini değil, daha yoğun bir tekelci-rantiye kapitalizme evrildiğini gösteriyor. Sosyal bilimlerde yeni kavramlar hep cazip olmuştur. Ancak iktisadi ve politik yönelimleri doğru okumak istiyorsak, değişenin içinde değişmeyeni de görmek gerekir. Bu da ancak bu süreklilikler üzerine inşa edilecek bir dönüşüm perspektifiyle anlam kazanabilir.

Dijital tekeller ve rant

Özgür Orhangazi 4 Ekim 2025 Tekno-feodalizm yahut neo-feodalizm yaklaşımının açıklamaya çalıştığı ana mesele, büyük teknoloji şirketlerinin ve özellikle dijital platformların son dönemde eriştiği tekel gücü ve bu gücün getirdiği rantlardır. Bu tekelleşmenin arkasında üç ana neden bulunmaktadır. Birincisi, patent, telif ve marka korumaları gibi fikri mülkiyet hakları, dijital platformların ve büyük şirketlerin bir yandan yenilikleri … Continue reading Dijital tekeller ve rant

Dijital çağda kapitalizmin dönüşümü: Tekno-feodalizm tartışmalarına giriş

Son yıllarda bu tartışmalarda öne çıkan yeni bir kavram ise “tekno-feodalizm” ya da “neo-feodalizm” oldu. Buna göre dijital platformlar, kapitalizmin klasik kâr, rekabet ve sermaye birikimi mantığından koparak, rant, tekelcilik ve siyasal kontrol üzerine kurulu yeni bir düzene doğru evrilmesine yol açmaktadır. Kapitalizmin hareket yasaları giderek tanınmaz hale gelmekte ve rekabet ve kâr maksimizasyonu, artı-değerin yeniden yatırımı ve üretici güçlerin kesintisiz gelişimi gibi kapitalizmin temel dinamikleri yerini rant arayışı, kaynakların yağmalanması ve dijital platformların kurduğu siyasal-ekonomik denetime bırakmaktadır. Peki gerçekten bildiğimiz kapitalizmin sonuna geldik ve yeni bir toplumsal formasyona mı geçiyoruz? Yoksa öldüğü ilan edilen şey, aslında hiç yaşamamış olan idealize edilmiş bir kapitalizm mi?

Enflasyonla mücadelenin politik ekonomisi

Kısacası, orta vadede finansal kırılganlık sürekli artar, dış sermayeye bağımlılık kronikleşir. Bir noktada şu ya da bu sebepten yurtdışından yeterince döviz girişi olmadığında döviz kurunu artık kontrol edemezsiniz, kur yeniden hızla yükselir, dış yükümlülüklerin ağırlığı artar. Ne bu noktaya ne zaman ve nasıl gelineceğini tam olarak öngörmek ne de bir kez gelindiğinde geri dönmek mümkündür. Kurun artmasını engellemeye merkez bankasındaki döviz rezervlerini piyasaya sürerek kontrol edeyim dediğinizde bir bakarsınız ki 128 milyar dolar kısa sürede buharlaşmış bile. Kur artmaya başlayınca da enflasyon yeniden yükselişe geçer, Kırmızı Pazartesi göndermeli yazılar yazılmaya başlar.  Sonuçta olan, önce enflasyon yüzünden sonra da enflasyonla mücadele bahanesiyle reel gelirleri düşürülen işçilere, memurlara, hizmet fiyatlarını artırma gücü olmayan serbest çalışanlara, emeklilere, işsiz kalanlara, iş bulamayanlara olur.

Satılık köprü!

Özgür Orhangazi 13 Eylül 2025 Ekonomi gündemi oldukça hızlı bir biçimde değişiyor. Son bir ayda, Merkez Bankası yeni enflasyon hedeflerini açıkladı, bazı vergiler artırıldı, kur korumalı mevduat (KKM) sistemi tasfiye edildi, Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı ve politika faiz oranı bir miktar aşağı çekildi. Bu arada Şimşek ve ekibinin “enflasyonla mücadele”ye başlamalarının üzerindense iki seneden fazla … Continue reading Satılık köprü!

Neden planlama? -2

Aslına bakılırsa alternatif bir ekonomi politikası çerçevesinin teknik olarak mümkün olması ile pratikte neye benzeyeceği farklı şeylerdir. Sadece faiz-kur politikalarına odaklanan ve içeriği belirsiz bir “yapısal reformlar gerekiyor” söyleminin eşlik ettiği ekonomi tartışmalarına karşı alternatif ekonomi politikalarının teknik olarak mümkün ve gerekli olduğunu sekiz yazılık bir dizide tartışmış oldum. Ancak alternatif ekonomi politikalarının hayata geçirilip geçirilemeyeceğini belirleyecek olan şey nihayetinde toplumsal güç dengeleri olacaktır.