Sürekli kriz, sürekli darbe!

2010’ların ortalarından beri açık olan şey, ekonomide bir yapısal dönüşümün gerekliliği ve kaçınılmazlığı. Bu noktaya ilk kez gelinmiyor. Türkiye kapitalizmi, büyük döviz krizleri ve tıkanmalar sonrasında üç önemli yapısal dönüşüm geçirdi. 1950’lerin sonundaki kriz, 1958 istikrar programı ve 1960 darbesinin ardından planlama ve ithal ikameci sanayileşme döneminin önünü açtı. 1970’lerin sonundaki kriz, 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesiyle dışa açık, ihracata dayalı, emeği disipline eden neoliberal birikim rejimine geçişin zemini oldu. 1990’ların sonundaki tıkanma ise 2001 programıyla dünya ekonomisiyle ticari ve finansal entegrasyonun derinleşmesine, bağımsız merkez bankacılığının, mali disiplinin ve dış sermaye girişlerine dayalı büyüme modelinin kurumsallaşmasına yol açtı. 2010’ların ortalarından itibaren yaşanan tıkanma ise benzer açıklıkta ve bütünlüklü bir dönüşüm (henüz) üretemedi.